İnsanlar, fikirlerini alenen ve perdesiz ifade ettiğinde çevrelerinden gelen dirençler ya da anlık itirazlar nedeniyle çoğu zaman niyetlerini tam manasıyla ifade edemezler. Düşündüklerinin belki yüzde otuzunu anlatabilir, geri kalanı ukde halinde içlerinde kalır.
Sanat bu noktada tüm perdeleri ve dirençleri ortadan kaldıran, kimseye ihtiyaç duymadan, salt kişinin kendini ifadesi ile bizatihi kendisi için yaptığı ve insanların(arzu edenlerin) istifadesine sunduğu bir tam verimli ifade ve tatmin platformuna dönüşür.
Sinema ve daha özelinde kısa filmler, bu direkt ve perdesiz ilişkinin en samimi ve etkili yoludur kanımca.
Kısa filmlerdeki o amatör ruh, anlatılmak istenen fikrin icaz ve retorik açısından üst seviyede olması, tek bir mesaja odaklanarak samimi ve hayattan örneklerle muhatabı büyülemesi, birçok uzun metrajlı sanat ürününden daha kalıcı etkide bulunmasına sebep olan etkenlerden birkaçıdır sadece.
The Butterfly Circus, belki de yapılagelmiş en iyi kısa film olarak zihinlerde yer alalı sadece 3 yıl oldu. Joshua Weigel ve Rebekah Weigel çifti tarafından senaryosu yazılan ve yine Joshua Weigel tarafından yönetilen üst seviyede bir drama The Butterfly Circus.
1930′lu yıllarda Amerika’da yaşanan Büyük Buhran’ın yarattığı sefalet ve acı atmosferini ekrana bir arka plan fonu olarak çok iyi yediren Weigel, bir Gazap Üzümleri tadı ile başlıyor derdini anlatmaya…
Derdi çok değerli bir dert Weigel’in. Her insanı kaybedilmemesi gereken bir değer olarak görmek ve insanın evrendeki yerinin maddesel imkan ve sınırların çok ötesinde olduğunu zihinlerimize en estetik ve sevgi dolu bir dil ile kazımak…
Karşılık beklemeksizin sevginin ve sahip çıkmanın, bir gönüle girmenin, zordakine el uzatmanın, bunu yaparken yalnızca muhatabının mutluluğu ile mutlu olmanın insanın belki de unuttuğu temel yaşama sebebi olduğu kısa sürede seyirciye benimsetiliyor.
Kelebek Sirki’nin sahibi Mendes karizmatik ve büyülü bir karakter. Sirkindeki tüm göstericileri hayatın diplerinden toplamış, kömürken pırlantaya çevirmiş, çevresini bir tebessüm halesiyle kaplamış bir yetenek avcısı. Filmin ana karakteri Will ise kolları ve bacakları olmayan, bir lunaparkta, cazgırın insanlara göstererek dalga geçmelerini sağladığı bir “ucube”. Will, hakarete uğradığı, bir ucube olarak sergilendiği bu ortamdan bir riskli bir irade sergileyerek kaçıyor ve kendini Mendes’in topluluğuna sunuyor. Mendes, Will’e sahip çıkıyor, ona insan olduğunu hatırlatır biçimde saygılı ve sevgi dolu yaklaşıyor. Ama onu bekliyor, ona kendi yolunu çizmesi için fırsat veriyor, destekliyor ve gerektiğinde yalnız bırakıyor. Ve sonunda Will, yüzebildiğini keşfederek, sirkin en tehlikeli ve özel gösterisini sergileyen üyesi olarak topluluktaki yerini alıyor.
Öylesi önemli iki noktaya seyirciyi çekiyor ki Weigel, hayatın bu iki doğru parçası arasında insanları konumlandırdığını ve insanların o konumda mutsuzluk ya da mutluluğu elde ettiklerini anlıyorsunuz. Umutsuzluk ve umut.
Bu filmden özellikle iş dünyasına dönük çok “nokta çıkarımlar” elde edilebileceğini de düşünüyorum.
Mendes’in liderliği, ilham vericiliği, bir ışık yakması ama kişinin inisiyatifinin gelişmesi için ona yolunu çizme özgürlüğünü ve mücadele zeminini de vermesi yöneticiler için önemli mesajlar.
Mendes, herkesin dalga geçtiği, nefret ettiği, perdeyle kapatarak görmezden geldiği, artık kendisinden ümidi kesmiş olan, tanrı’nın kendisine arkasını döndüğüne inanan bir “yarım adam”ı, ona sadece umut ve sevgi dolu bir zemin vererek hayatta var olabilen, kişisel bütünlüğünü ve başarı tatminini elde edebilen saygın bir bireye dönüştürmeyi başarıyor.
Astını görmezden gelerek, onun yeteneklerini ortaya çıkaracak zemini oluşturmak yerine onun zaafları üzerine giderek kendi iktidar alanını koruyan ve egosunu tatmin eden yönetici profillerinin asla ortaya koyamadığı mutlu, enerjik, şeffaf, verimli ve adil bir iş ortamının nasıl oluşturulması gerektiğine mükemmel bir örnek sunuyor Weigel, Mendes karakteri ile.
Herkes Will’den kaçarken ona sahip çıkıyor, ona saygı duyuyor, ne olursa olsun hep yanında olduğunu “hissettiriyor” ama nehirden karşıya geçmeye çalışırken yardım istediğinde ona, bunu kendisinin başarabileceğini ve yardım etmeyeceğini söylüyor. Ona başarma zeminini yaratıyor ama başarması için inisiyatif almayı ona bırakıyor.
Günümüzde kritik olan salt yeteneği keşfetmek değil, insana yetenek-istidat-melekelerini ortaya çıkaracak zemini oluşturmaktır. Liderlik, olaycı refleksif tepkiler ve benlik duygusuyla hareket etmeyi değil, olgusal sabır ve diğergamlık isteyen, sevgi dolu bir gönül ile insanları doğru hedeflere koşturabilecek bir özelliktir.
Weigel’in bu 22 dakikalık kısa filmi, çok uzun ve derin mesajları barındıran bir güzellik şaheseri.
